KEFALET VE AVAL ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
Şahsi Teminat Kurumlarının Karşılaştırmalı Hukuki Analizi
Avukat - Arabulucu Fatih Mehmet Tercan
1. Giriş
Kefalet ve aval, Türk hukukunda kişisel teminat (şahsi teminat) amacı güden iki temel hukuki kurumdur. Her ikisi de bir borçlunun borcunu teminat altına almak için üçüncü kişiler tarafından üstlenilen yükümlülükleri ifade etmektedir. Ne var ki bu iki kurumun hukuki temeli, tabi oldukları kanun hükümleri ve doğurdukları sonuçlar bakımından birbirinden önemli ölçüde ayrıştığı görülmektedir.
Kefalet, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 582 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup genel borçlar hukukuna tabi ferî nitelikte bir teminattır. Aval ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 700 ve devamı maddelerinde yer alan, yalnızca kambiyo senetlerine özgü, soyut ve bağımsız bir teminat kurumudur. Bu makalede söz konusu iki kurum arasındaki temel farklar hukuki boyutlarıyla ele alınmakta; uygulamada karıştırılmaması gereken noktalar özellikle vurgulanmaktadır.
2. Uygulama Alanı Bakımından Fark
Aval yalnızca kambiyo senetlerinde —poliçe, bono ve çek— borçlu olan kişiler için verilebilir. Dolayısıyla aval, kambiyo hukukunun kendine özgü sıkı kuralları içinde değerlendirilir ve bu senetler dışında uygulanması mümkün değildir. Kefalet ise çok daha geniş bir uygulama alanına sahiptir; kira, kredi, ticari sözleşme gibi her tür borç ilişkisinde alacaklıya güvence sağlamak amacıyla kurulabilir.
3. Fer'îlik İlkesi Bakımından Fark
İki kurum arasındaki en temel ayrım, ferîlik (bağımlılık) ilkesidir. Kefaletin varlığı ve geçerliliği, tümüyle asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlıdır. Asıl borç herhangi bir nedenle sona ererse ya da geçersiz hâle gelirse kefalet de kendiliğinden ortadan kalkar. Kefil, asıl borçlunun sahip olduğu defilerin tamamını ileri sürebilir (TBK m. 583 vd.).
Aval ise ferî nitelik taşımaz; aval verenin borcu bağımsız bir yükümlülüktür. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa, lehine aval verilen kişi ehliyetsiz olsa, imzası sahte bulunsa ya da kişi mevcut olmasa dahi aval verenin sorumluluğu devam eder (TTK m. 702/2). Aval veren yalnızca kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir. Bu düzenleme, kambiyo senetlerine duyulan güveni pekiştiren ve tedavülü kolaylaştıran temel bir güvencedir.
4. Şekil Şartları Bakımından Fark
Kefalet sözleşmesi, TBK m. 583 uyarınca yazılı şekilde yapılmak zorundadır; kefilin sorumlu olacağı azami miktar ve kefalet tarihi belirtilmelidir. Müteselsil kefalet hâlinde bu ibare kefil tarafından el yazısıyla yazılmalıdır. Kefalet, asıl borç ilişkisini gösteren belge üzerine yazılabileceği gibi ayrı bir sözleşme biçiminde de düzenlenebilir.
Aval şerhi ise doğrudan poliçe, bono veya çekin üzerine ya da bu senetlere eklenen alonj üzerine yazılmak ve aval veren tarafından imzalanmak zorundadır (TTK m. 701). Ayrı bir sözleşme ile aval verilemez. Muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında senedin ön yüzüne atılan her imza, aval şerhi olarak kabul edilir.
5. Müteselsil Sorumluluk Bakımından Fark
Aval veren, kambiyo senedinden dolayı borçlu olan diğer kişilerle birlikte kanun gereği müteselsilen sorumludur (TTK m. 724). Bu sorumluluk ayrıca bir şart ya da irade beyanı gerektirmez. Alacaklı, aval verene doğrudan ve öncelik sıralaması gözetmeksizin başvurabilir.
Kefalette ise kural adi kefalettir; kefil, asıl borçluya başvurulmadan takibe alınamaz. Kefil ancak kendi el yazısıyla 'müteselsil kefil' ibaresini yazması hâlinde asıl borçluyla birlikte müteselsil sorumluluk altına girer (TBK m. 585). Bu fark, alacaklının hangi teminat türüne başvuracağını seçerken dikkate aldığı en önemli pratik ayrımlardan biridir.
6. İleri Sürülebilecek Defiler Bakımından Fark
Kefil, asıl borçluya ait şahsi defiler de dahil olmak üzere asıl borcun geçerliliğine ilişkin tüm defileri ileri sürebilir. Bu durum, kefaleti borçlunun kişisel durumundaki değişikliklere duyarlı kılar.
Aval veren ise lehine aval verdiği kişinin borcun geçerliliğine ilişkin kişisel defilerini ileri süremez. Yalnızca şu üç savunmayı kullanabilir: kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliği, borcun aval veren tarafından ödenmiş olması ve takas. Bu sınırlı savunma hakkı, avalin kambiyo senetlerindeki güvence işlevini korumaya yönelik bir düzenlemedir.
7. Zamanaşımı Bakımından Fark
Kefalet ilişkisinde asıl borçluya karşı işleyen zamanaşımının kesilmesi, kefil bakımından da zamanaşımını keser (TBK m. 155/2). Kefil ve borçlunun zamanaşımı rejimleri bu ölçüde birbirine bağlıdır.
Avalda ise bu bağlılık söz konusu değildir. Lehine aval verilen kişi yönünden zamanaşımının kesilmesi hâlinde aval veren bakımından zamanaşımı kesilmez (TTK m. 751/1). Bu kural, avalin bağımsız borç niteliğinin zamanaşımı alanındaki doğal bir yansımasıdır.
8. Alacaklı ve Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi Bakımından Fark
Borçlar hukukunda alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi asıl borcu sona erdirir (TBK m. 135). Kefalet ferî niteliği gereği asıl borca bağlı olduğundan, bu birleşme asıl borcu sona erdirdiği ölçüde kefaleti de sona erdirir.
Buna karşın avalde, kambiyo senedinden doğan borcun bağımsız niteliği nedeniyle alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi aval borcunu sona erdirmez. Bu fark, özellikle şirket içi devir ve birleşme işlemlerinde pratik önem taşımaktadır.
9. Ödeme Sonrası Rücu Hakkı Bakımından Fark
Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde alacaklının haklarına halef olur (TBK m. 596/1). Yani kefil, ödediği miktar oranında alacaklının sahip olduğu tüm hak ve güvenceleri devralır; asıl borçluya karşı hem kişisel hem de nesnel teminatlara dayanarak rücu edebilir.
Avalist ise ödeme ile alacaklıya halef olmaz. Avalist yalnızca kıymetli evrak hukukuna özgü ve yalnızca poliçeden doğan haklarla sınırlı bir rücu hakkı elde eder (TTK m. 702). Önemle vurgulanmalıdır ki bu haklardan yararlanabilmek için avalin ödeme zorunluluğu nedeniyle yapılmış olması şarttır. Ödeme zorunluluğu olmaksızın müracaat hakkını kaybetmiş bir hamiline ödemede bulunan avalist, poliçeden doğan bu hakları da kazanamaz.
10. Sonuç
Kefalet ve aval, her ikisi de şahsi teminat amacı güden kurumlar olmakla birlikte tabi oldukları hukuki rejim, uygulama koşulları ve doğurdukları sonuçlar itibarıyla birbirinden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Kefalet, asıl borca bağlı ferî ve genel nitelikte bir teminat kurumu iken; aval, kambiyo hukukuna özgü, bağımsız ve soyut bir yükümlülüktür.
Uygulamada bu iki kurumun karıştırılması ciddi hukuki ve mali risklere yol açabilmektedir. Özellikle müteselsil sorumluluk, defiler ve rücu hakları konularındaki farklılıklar, hangi güvence kurumunun seçileceğini doğrudan etkileyen pratik sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle ticari ilişkilerde teminat tesis edilirken konunun uzmanından hukuki destek alınması, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Yasal Dayanaklar
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 582-596, 135, 155
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 700-702, 724, 751
- Yargıtay İBGK, E.2017/4, K.2018/5 (20.04.2018) – Avalde eş rızası aranmayacağına ilişkin karar

